Türkiye’deki Müzik Eğitimi ve Orff Yaklaşımı
Güher & Süher Pekinel ile Anadolu’da Müzik Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi Üzerine
Sanat Deliorman tarafından, Andante Dergisi, Haziran 2015’te yayımlanmıştır
“Türkiye’deki Müzik Eğitimi ve Orff Yaklaşımı”
’da Müzik Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi”nin nasıl başladığını anlatabilir misiniz?
2006 yılında TEVİTÖL’de bir müzik bölümü kurduktan ve Türkiye’de müzik eğitimi alanındaki zorlukları doğrudan deneyimledikten sonra sistemi güncellemeye yönelik bir girişim başlatmaya karar verdik. Uzun yıllar farklı ülkelerde yaşamış olmamız ve müzik derslerine çeşitli şekillerde entegre edilmiş Orff sistemine aşina olmamız nedeniyle, Türkiye’de müzik eğitiminin durumunu araştırmak amacıyla Carl Orff Schulwerk Eğitim ve Danışmanlık kurslarını inceledik.
Bilindiği üzere Orff eğitim sistemi, dünya çapında tanınmış ve uygulanan bir yöntemdir. Amacı; ritim, hareket ve konuşmadan yararlanarak her bireyin içinde var olan yaratıcı gücü ve önemli sosyal ile psikolojik becerileri ortaya çıkarmak için sanatın tüm dallarından yararlanmaktır. Orff sistemi, insani değerleri bütüncül bir yaklaşımla ele alır.
Ülkemizde en çok “Carmina Burana” adlı eseriyle tanınan Carl Orff, yalnızca önemli Türk besteci Ferit Tüzün’e Münih Akademisi’nde ders vermekle kalmamış, aynı zamanda Münih Filarmoni Orkestrası’nın Tüzün’ün üç eserinin prömiyerini gerçekleştirmesine de destek olmuştur. Carl Orff’un bizzat geliştirip Türkiye’ye bağışladığı birçok enstrüman, ilk kez 1951-56 yılları arasında müzisyen Muzaffer Arkas tarafından, Ankara Maarif Koleji (bugünkü TED) müdürü Mümtaz Tarhan ile iş birliği içinde ülkeye getirilmiştir. Ancak yeterli altyapı sağlanamadığı için uygulamalar zamanla etkisiz kalmıştır. Orff sisteminin kalıcı olabilmesi için mevcut sisteme entegre edilmesi gerekmektedir.
Sanat eğitiminin ayrılmaz bir boyutu olan müzik, okul öncesi eğitim içinde çok önemli bir yer tutar. Okul öncesi müzik eğitiminin amacı; çocukların bilişsel, duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak, duygularını, düşüncelerini ve izlenimlerini müziğin estetik dili aracılığıyla ifade edebilmelerini sağlamak ve yaratıcılıklarını ortaya çıkararak ana dil gelişimlerini desteklemek suretiyle onları ilköğretime hazırlamaktır. Bu yaklaşım, çok yönlü bireyler yetiştirme vizyonuna dayanmaktadır.
Bu doğrultuda, görüşlerimiz ve elde ettiğimiz veriler ışığında, Orff eğitim sisteminin Türkiye’deki tüm okullarda müzik derslerinin bir parçası olarak uygulanabilmesini sağlamak amacıyla 2010 yılında “Anadolu’da Müzik Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi”ni geliştirdik. Bu projeyle Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) başvurduk ve 10.09.2010 tarihinde MEB ile bir protokol imzaladık. Söz konusu eğitim, 9 pilot ilde (İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Mersin, Bursa, Trabzon, Gaziantep, Mardin) okul öncesi ve ilköğretim sınıflarında uygulanmıştır. Projenin temel yapılandırmasını, uygulanmasını ve sponsorluk kısmını bizzat üstlendik. Türk Orff Schulwerk Merkezi’nden Prof. Jungmair ile iş birliği içinde kapsamlı bir program hazırlanıp yürütüldü. Katılımcıların projenin 2. ve 3. aşamalarına dönebilmeleri için MEB konaklama hizmetlerini üstlendi. Bu, projenin devamlılığı açısından önemli bir destek oldu.
Bu projenin ilk ve sonraki aşamalarında ne tür ilerlemeler kaydedildi?
Projenin hazırlık aşamasında okullardaki müzik dersleri haftada iki saat artırıldı, veliler bilgilendirildi ve katılımları teşvik edildi, öğretmenler ise ek eğitim almaya başladı. 9 pilot ilin bakanlıkları tarafından önerilen 60 öğretmen arasından 30’u seçilerek Boğaziçi Üniversitesi tesislerinde 10 gün boyunca eğitim aldı; ardından özel ALEV İlköğretim Okulu’nun Orff Merkezi’nde iki ayrı oturumda eğitimlerine devam ettiler. İlk yılın sonunda 10.000 çocuğa ulaşılmıştı. Salzburg Mozarteum Orff Enstitüsü’nün eski başkan yardımcısı Prof. Jungmair bu eğitimi bizzat yönetti.
Pilot proje kapsamında eğitim alan 30 öğretmenin görev yaptığı okulların müdürleri de müzik sınıfları açmakla görevlendirildi ve öğrencilerin yoğun ilgisi sayesinde 18 yıldır kesintiye uğramış olan müzik eğitimi yeniden sınıflarda yerini aldı. Ortaya çıkan sorunlar öğretmenlerle iş birliği içinde ve okul müdürleriyle birebir iletişim kurularak çözüldü. MEB dersleri denetledi ve proje kapsamında daha fazla müzik öğretmeni atanacağını duyurdu.
Proje bugün hangi aşamada?
Proje kapsamında eğitim alan öğretmenler hâlâ seçildikleri okullarda görev yapmaktadır ve daha seyrek de olsa Orff Merkezi’nde düzenlenen gelişim seminerlerine katılmaya devam etmektedirler. Ancak ne yazık ki 2012 yılından itibaren MEB kadrosunda yaşanan sürekli bakan ve yönetici değişiklikleri nedeniyle proje durma noktasına gelmiştir. Buna rağmen, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’nın Carl Orff eğitimine gösterdiği ilgi sayesinde bir sponsor bulunmuş, proje süreklilik kazanmış ve yeni kapılar açılmıştır. Böyle bir projenin vakıf tarafından desteklenmesi son derece sevindiricidir. Öte yandan, programımız kapsamında yetiştirilen öğretmenler görevlerini sürdürmekle birlikte, daha önce de belirttiğimiz gibi, bu eğitimin geleceği açısından Orff sisteminin üniversitelerin müzik bölümlerine entegre edilmesi ve nitelikli, özverili eğitmenlerin sistemli şekilde yetiştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde programın devamlılığı sağlanabilir ve Anadolu’daki okullara yayılabilir.
Türkiye’de “Okul Öncesi Müzik Eğitimi”ni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de “Okul Öncesi Eğitim” başlığı altında çocuklara genellikle yalnızca özel okullarda ve kreşlerde koro, bireysel enstrüman ve ritmik dans eğitimi verilmektedir. Bu durum umut verici olmakla birlikte, sadece özel eğitimle sınırlı kalması mevcut ihtiyaçları karşılamak için yeterli değildir. Özellikle devlet okullarındaki okul öncesi ve ilköğretim düzeyinde Orff yönteminin uygulanması, gelecekteki nesillerin estetik ve sanatsal temellerini destekleyerek yalnızca müzikte değil, genel eğitimde de yeni ufuklar açacaktır. Avrupa’da olduğu gibi, müzik eğitiminin en önemli unsurlarından biri, müzik derslerinin bu alanda özel olarak yetişmiş, bilgi ve deneyime sahip okul öncesi öğretmenleri tarafından verilmesidir.
Bu projenin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle projenin Türkiye genelinde yayılabilmesi için üniversitelere taşınması hayati önem taşımaktadır. Eczacıbaşı Vakfı’nın sponsorluğunda ve MEB iş birliğiyle yürütülen 10 devlet okulunu kapsayan pilot projenin devamı da büyük önem taşımaktadır. Bu süreç, projenin yalnızca bir proje olarak kalmayıp müfredatın kalıcı bir parçası hâline gelmesinin gerekliliğini göstermektedir.
Dünya genelindeki örneklere bakıldığında, uluslararası sınav ve değerlendirmelerde en yüksek başarıyı gösteren Finlandiyalı öğrencilerin bu başarılarını Orff sistemiyle aldıkları eğitime bağladıkları kabul edilmektedir. Bu ülkenin müzik eğitimindeki başarısının temel nedenlerinden biri, okul öncesi kurumlarda görev yapan öğretmenlerin üniversitelerde verilen özel bir okul öncesi eğitim programından mezun olmalarıdır. Bu program yalnızca temel müzik eğitimi ve okul öncesi eğitimi değil; çocuk gelişimi ve psikolojisi, çocuklar için estetik eğitimi, çocuk edebiyatı, drama, çocuk korosu yönetimi, müzik-oyun-hareket ve müzik ve dans gibi dersleri de içermektedir. Türkiye’de ise “Okul Öncesi Müzik Eğitmeni” yetiştiren bu denli donanımlı kurumlar, bölümler veya programlar henüz yeni oluşmaktadır. Ayrıca müzik öğretmeni yetiştiren bölümlerde, konservatuvarlarda veya diğer müzik okullarında müzik eğitimi alan dersler ve bilişsel gelişim psikolojisini kapsayan eğitimler yetersizdir.
Sistemin yoğun biçimde uygulanabilmesi için, MEB ve sponsor girişimleriyle görevlendirilecek Salzburg’dan üç seçkin eğitimcinin devreye girerek seçilmiş önde gelen üniversitelerde eğitim kalitesini denetlemesi, sistemin temellerini yerleştirmesi ve Avrupa’da olduğu gibi seminerler düzenlemesi kaçınılmazdır. Nitekim önsözde de belirtildiği gibi, Prof. Jungmair ve Prof. Haselbach bu alandaki en üst düzey eğitimciler olarak seçili üniversitelerde uzun yıllar verimli seminerler gerçekleştirmiştir.
Türkiye’deki Carl Orff Merkezi’nin desteğinin sürmesi ve dilerse üniversite bünyesine dâhil olabilmesi, Orff eğitiminin gerekli entegrasyonunu hızlandıracaktır. Günümüz koşullarında, özverili ve nitelikli eğitim sunan Orff Merkezi’nin yalnızca kendi iç kapasitesiyle tüm Türkiye’yi kapsayacak bir öğretmen kadrosu yetiştirmesi çok uzun zaman alacaktır. Bu nedenle, bu tür bir yöntem sayesinde Anadolu’da ihtiyaç duyulan çok daha fazla öğretmenin, okul öncesinden başlayarak tüm çocuklara bu eğitimi ulaştırması mümkün olacaktır.
Bu doğrultuda, bir sonraki aşamada YÖK’ün devreye girerek Orff eğitiminin İstanbul Marmara, İzmir Dokuz Eylül, Gazi ve Bolu İzzet Baysal üniversitelerinin Müzik Eğitimi bölümlerinde yer almaya devam etmesini sağlaması son derece önemlidir. Bu sayede ileride uygun görülen diğer üniversitelerde de bu eğitimin verilmesi mümkün olacaktır.
Türkiye Orff Merkezi’nin standartları ve gerekli “eğitim geliştirme programları” göz önünde bulundurulduğunda, yalnızca üniversitelerden mezun olan en seçkin öğretmen adayları yeni öğretmenlerin yetiştirilmesini sağlayabilecektir. Ayrıca bu öğretmenlerin Salzburg Orff Enstitüsü’nde ve “Uluslararası Yaz Kursları” gibi çeşitli seminerlerde eğitim almalarının da faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Bu bağlamda, devlet okullarında verilmesi gereken müzik eğitiminin yeniden müfredatın bir parçası hâline gelmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz.
