Müzik Derslerinde Orff Yaklaşımı
“ORFF-SCHULWERK” Yaklaşımının Müzik Derslerinde Uygulanması
Güher Pekinel, Haziran 2016
“Orff-Schulwerk”, pedagog ve öğretmen olan bir sanatçının fikri ve kavramıdır. Buradaki amaç, ritim, hareket ve konuşma aracılığıyla insanların içsel yaratıcı güçlerini ortaya çıkarmak için sanatın farklı alanlarının tümünden yararlanmaktır. Yöntem, bir çocuğun birikmiş bilgisinden ziyade doğal yeteneği üzerine kuruludur; “Çocuk Kültürü” (Children’s Lore) olarak adlandırılan, çocukların kendi bölgelerine ait geleneksel şarkılar, hareket oyunları, hikâyeler ve danslardan yararlanır.
Carl Orff bu yaklaşımı, Almanya’nın güneyindeki Bavyeralı çocuklar için, onu dünya geneline yayma gibi bir amaç gütmeden geliştirmiştir; ancak daha çeyrek yüzyıl bile geçmeden bu yaklaşım Avrupa, Amerika, Avustralya ve Asya’daki birçok ileri görüşlü pedagog tarafından fark edilmiş ve kendi ülkelerine uyarlanmıştır. Bu yaklaşıma dayanarak pedagoglar, müzikal, dilsel ve harekete dayalı materyalleri hem geleneksel hem de yaratıcı biçimlerde kullanarak kendi sunumlarını oluşturabilirler.
Bu yaklaşım, müzik derslerinde yalnızca birkaç “yetenekli” çocuğun öne çıkarılması ve daha az “yetenekli” çocukların pasif kalıp geri çekilmesi eğilimini engeller. Aksine, kavramın en önemli yönü “kabul”dür. Herkes kendi sesiyle eşit biçimde kabul edilmeli, teşvik edilmeli ve kendini ifade edebilmelidir. Orff yaklaşımıyla yürütülen derslerin çeşitliliğinin özü, herkese kendi müziksel ve hareket düzeyine uygun bir rol sunmaktır. Çocuklar yeni ve çoğu zaman soyut bir müzik becerisini öğrenirken kendilerini daha rahat hisseder; ayrıca sınıf arkadaşları ve öğretmenleri tarafından değerlendirilme ya da yargılanma hissinden uzak kalırlar.
Okulda Orff Yaklaşımı uygulanırken temel belirleyici unsur öğrencinin eğitim düzeyi değil, öğretmenin pedagojik yeteneği ve becerisidir. “Orff-Schulwerk” açık bir yaklaşım sunmasına ve önceden belirlenmiş katı bir sistem olmamasına rağmen, öğretmenlerin bu yaklaşıma erişimi olması ve onun çeşitliliğini bilmesi gerekir. İçerikler yüzeysel şekilde geçiştirilemez; özellikle de çocukların kendi fikirleri ve yaratıcı katkılarıyla sürece dâhil edilmesi isteniyorsa. Bu durumda öğretmenlerin mesleki becerisi ve esnekliği gereklidir. Pedagogların, öğrencilerinin algısal kapasitelerine uygun olarak deneyimlerini zenginleştirebilmeleri için “gelişim seminerleri” ile eğitilmeleri gerekir. Bu yöntem, öğrencilerin dikkatini çekebilen, öz güvenlerini ve oyun yoluyla öğrenme zevklerini destekleyebilen olağanüstü öğretmenler gerektirir.
Yöntemin bir diğer önemli yönü, sınıfta çocukların oyun dünyasına benzer bir atmosfer oluşturmaktır. Çocukları gözlemlediğimizde, müzik duyduklarında kendiliğinden hareket ettiklerini; resim yaparken mırıldandıklarını, zıplarken şarkı söylediklerini ve şarkılar aracılığıyla kendilerine hikâyeler anlattıklarını görürüz. Bu ortamda, ritim, hareket ve konuşmaya dayanan, insanın içinde zaten var olan yaratıcı güç; öğrenmek, keşfetmek, denemek ve üretmek üzere ortaya çıkar. Konuşma melodiyi doğurur, metin sahne-dans gösterilerine dönüşür, müzik ise dansı ortaya çıkarır. Öğrenciler, beynin yalnızca tekrar etmeye ve takip etmeye yönlendirildiği, yaratıcı potansiyelini ifade etme fırsatı bulamadığı geleneksel ders yapılarında sıkışıp kalmazlar. Çocuklar sadece taklit etmek ve ezberlemek zorunda olmadıklarını; aksine kendi başlarına keşfedip şekillendirebileceklerini ve yaptıklarının kabul edilip değer gördüğünü fark ettikleri anda, önlerinde geniş bir yol açılır.
Okul yılı boyunca izlenmesi gereken sistematik, adım adım ilerleyen bir süreç yoktur; bunun yerine müzik derslerinde kullanılabilecek çok sayıda müzik ve hareket oyunu bulunmaktadır. Orff öğretmeni, bu oyunları günün hedeflerine göre ne zaman ve nasıl kullanacağını planlar. Öğretmen açısından “Orff-Schulwerk”, her etkinliği en basit hâline indirgeme ve ardından bu adımları tek tek sunarak sonunda bütünlüklü bir performansa dönüştürme sürecidir.
Tüm bu dersler sırasında beynin duygusal sağ yarımküresi ile bilişsel sol yarımküresi birlikte kullanılır; bu da öğrenme sürecini hızlandırır. Yaklaşım aynı zamanda bireyin sosyal-psikolojik gelişimine de katkı sağlar. Hedeflenen sosyal-psikolojik davranış ve beceriler arasında bağımsız karar verebilme, sorumluluk, dayanışma, toplumsal duyarlılık, artan hoşgörü ve değerli olma duygusu yer alır.
“Orff Yaklaşımı”nın amacını özetlemek gerekirse, bazı temel pedagojik ilkeler tanımlanmıştır. Birlikte öğrenmek ve birbirinden öğrenmek önemli ilkelerden biridir. Müzik ve hareket eğitimi grup içinde gerçekleşir. Bilgi aktarımı ve bireysel gelişimin yanı sıra öğrenci-öğrenci ve öğretmen-öğrenci ilişkileri sürekli değişim ve etkileşim içindedir.
İkinci olarak, müzik ve dans çocukları tüm antropolojik boyutlara (psikomotor, duygusal, bilişsel ve sosyal) taşır. Müzik yapan ve dans eden çocuklar; üretim, yeniden üretim, doğaçlama, alıntılama ve taklit yoluyla yaratıcılıklarını ve üretme becerilerini keşfederler.
Ayrıca yaklaşım, müzik, dans ve konuşmayı bir bütün olarak ele alır. Mekân, zaman ve akış içinde beden farkındalığını geliştiren hareket oyunları ve etkinlikler, hareket doğaçlamasına ve dans biçimlerine yol açar. Bunlar, bireyin içsel hareketini ve ritmini ifade etmenin sanatsal yollarıdır.
Bir diğer ilke sadeliktir. Çocuklar müziğin basit araçlarla da yapılabileceğini öğrenirler; “Orff-Schulwerk” müziği büyük ölçüde ritmik kalıpların basit ama etkili varyasyonlarına dayanır ve basit enstrümanlarla icra edilir. Küçük vurmalı çalgılar (el davulları, marakaslar, üçgenler gibi) ve Carl Orff tarafından özellikle bu yaklaşım için geliştirilen ksilofon ve metalofon gibi melodik çalgılar, içsel hareketin sese dönüştürülmesi için kullanılan araçlardır. Bu enstrümanlar hem grup içinde hem de bireysel doğaçlama ve besteleme için kullanılır.
Son olarak, en temel unsurlardan biri doğaçlamadır. Müzik ve dans doğaçlaması, bireyin iç dünyasını ortaya çıkarır ve ifade eder. Doğaçlamanın yanı sıra estetik de bir diğer temel ilke olarak kabul edilmelidir. Eğitimsel etkinlikler her zaman müzik ve dansı sanatsal bir biçimde üretme ve sunma amacıyla gerçekleştirilir. Bu nedenle estetik sorumluluk düzeyi yüksektir ve hem seçilen içerik hem de hedeflenen öğrenme çıktıları açısından uygulanmalıdır. Bu dersler yalnızca ritim ve tempo gibi müziğin pratik (paraksiyel) kavramlarını değil, aynı zamanda müziğin estetik niteliklerini de geliştirir.
Genel olarak bu yaklaşım, çocuklara sanatı hayatlarına anlam ve derinlik katan bir unsur olarak sevmeyi öğretir; bağımsızlığı ve birlikte olmayı, sorumluluğu ve düzeni, sadeliğin açıklığını ve çeşitliliğin mucizesini, birbirine karşı değil birlikte yaşamayı öğretir. Hayal gücünü ve üretme arzusunu güçlendirir; sanatsal alanlarda beceriler ve temel teknikler kazandırır; kendi geleneklerinin değerini açıklar ve yeniyi bulma cesareti verir.
